Kutlu Olsun

Reklamlar

#Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar
vakit alacağını bilmeye bağlıdır.

Başarı, bir iş için gerekli enerjinin amaca en uygun biçimde, en ekonomik, en etkin olarak kullanılma becerisidir. Güç, insanın kaslarında değil ruhundadır.


#Hiç kuşkusuz ki geleceği dijital liderler şekillendirecek.
Gökler fırtına bulutlarıyla dolu, sendelemek, diz çökmek, yorulmak ve zayıf düşmek yok. Kabına sığmaz, kazanmaktan başka birşey düşünmeyen, kesin, kararlı ve inançlı yürüyen insanlar olursak bütün yüksekliklerin önümüzde eğildiğini göreceğiz. Başarı için mücadele etmek yollarda olmak demektir.

#Einstein’dan 10 Hayat Dersi
1. Merakınızın peşinden gidin
“Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.”

  1. Azim paha biçilmezdir
    “Çok zeki olduğumdan değil sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.”
  2. Bugüne odaklanın
    ” Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.”

  3. Hayal gücü güç verir
    “Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”

  4. Hata yapın
    “Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.”

  5. Anı yaşayın
    “Ben geleceği hiç düşünmem ne de olsa gelecektir.”

  6. Değer yaratın
    ” Başarılı olmaya değil değerli olmaya çalışın.”

  7. Farklı sonuçlar beklemeyin
    “Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.”

  8. Bilgi deneyimden gelir
    ” Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.”

  9. Kuralları öğrenin daha iyi oynayın
    ” Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.”


#Ey Yüksek Türk ! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
Başarma azmi içerisinde olan her kişinin ülküsü yükselmek ve ileriye gitmek olmalıdır. Bazı kavramlar vardır;

Öncelik, Sorumluluk, Samimiyet, Disiplin, Odaklanmak = Başarı

Odaklanmak, başarının ön koşuludur.

Samimiyet; İnsanın kendi olmasıdır, içindeki temizliğin dışa yansımasıdır karşıdakine kolaylıkla içine dökebilecek güvendir aslında bir çok duygunun birleşiminde kurulan bina gibidir, malzemeden çalarsan o kadar çabuk yıkılır. Haddini bilme sınırını bilemeyen samimi değildir.

Sorumluluklar; Sorumlulukların proje ekibi ile paylaşılması projedeki sorumluluk dağılımının iyi anlaşılması önceliğin sağlanması, işlerin daha düzgün yürütülmesini sağlar.

Öncelikler; Herkesin önceliği farklı tabi ! Sonraki işler önce yapılması gereken işlerin önüne geçerse, bahane üretmeye başlarız, yalan söyleriz, sözümüzü tutamayız. Dolayısı ile samimiyet, iş trafiği bozulur ve kazalar meydana gelir. Bu da kişilik ehliyetinin sorgulanmasını gerektirir.

#Güvenlik bir haktır, lüks değildir.
Çoğu insan para kazanmak suretiyle güvenliğini sağlayıp başardığını sanır. Para sadece özgürlük için kazanılacaksa, ona hiç sahip olamazsınız. Gerçek güvenlik, bilgi, deneyim ve yeteneğin bir arada olduğu birikimdir. Bunlar olmadan, para pratikte işe yaramaz. Başarmak ise bunların tamamıdır.

Esen Kalın

Ben Kimim ?

İnsanları hayatından hata yaptıkları için değil, umudun kalmadığı için çıkarırsın. Değişim cesaret ister! Ya korkularımız bize sahip olur ya da biz korkularımıza hükmederiz. Korkumu yenmiyorum ki. Savaşmıyorum çünkü. O zaman kaybederim. Korku insanı ayakta tutar. Eğer korkmazsak, insan kendini bırakır. Kontrolünü kaybeder. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek, dünyanın en büyük aptallığı. Güvenmek, kimin umurunda ki…

Herkesin senin hakkında bir fikri var. Tanımları, sıfatları, sözcükleri… Nasıl birisin, ne istiyorsun, neleri seversin, hayallerin nerede başlıyor, nerede bitiyor. Sen; birinin aşkısın, annenin kızı, babanın oğlu, başarılı, ezik, yetenekli, sünepe, güzel, çalışkan, merhametli, acımasız, kıskanç ya da sinsi. Başkalarının senin hakkında söylediklerini kendi gerçeğin sanabilirsin. Başkalarının hayallerini kendi hayallerin sandığın gibi. Gerçekte ne olduğunu sadece bir şekilde anlarsın: Seçim yapmak zorunda kaldığında. Ancak seçimlerin, sana ne olduğunu gösterir.

Herkes bilinmek ister. Bilinmek, görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Her şeyi gören göz, kendini göremez. Kendini görmek için bir yansıma arar. Biri, bir şey karşımızda olmazsa, seslerimiz sonsuzlukta kaybolur gider. Hepimiz kim olduğumuzu, ne olduğumuzu anlamak için birini ararız. Eğer onu bulursanız bilin ki çok şanslısınız. Koluna yapışın ve sorun: Ben kimim?

Kim bir uçurumun kenarında açan menekşeyi alkışlar. Kim çok güzel doğdu diye ayı takdir eder. Ne menekşenin ne de ayın onaylanmaya ihtiyacı vardır. Biz kırda açan çiçek, gökteki ay değiliz. Bizi mağaradan çıkaran, uzaya gönderen ‘işini en iyi yap’ motivasyonu olamaz. Davut heykelini resmettiren, okyanusları aştıran, atomu parçalatan güç bilinme isteğidir. Herkes gizli bir hazinedir. Herkes bilinmek ister.
Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek. Bilgi, korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır, eğer sürekli bilgiye yönelik hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşemezsen deneyimleyemezsin, deneyimlemezsen değişemezsin, değişemezsen asla senleşemezsin. Ama bilgi sürekli değişir ve ancak deneyim seni güncelleyebilir.

Tanrı, çatlama cesareti gösteren her tohumda, gördüğünün ötesini hissetmek için acıyı göze alan her ruhta, deneme cesareti gösteren her düşüncede var olur. Korkusuzca ve doğallıkla kendini deneyimler. Çatlama cesareti gösteren tohumlar adına. İlahi bir işarettir bu. Bir çağrı. Hayatın boyunca o anı hatırlarsın. O andan sonra hayatın eskisi gibi olmaz. Herkes keyfine bakarken biz nefesimiz kesilene, bitap düşene, bayılana kadar çalışırız. Uyumayız, yemeyiz, gezemeyiz, yaşamayız. Bedenimizi, ruhumuzu, hayatımızı tutkularımıza adarız. Biz verdikçe o ister. Bencildir, kavgacıdır, serttir. Kendinden başka hiçbir şey istemeyecek kadar da kıskançtır. Senden her şeyini ister. Emeğini, zamanını, enerjini. Sende kanının son damlasına kadar şehvetle, istekle verirsin. Her şeyi yaparsın. Bu acayip bir tutku. Bu fena halde hastalık. Mükemmeliyet, en iyi olma hastalığı, hata kabul etmeme, en iyisini başarma, dünyadaki her şeyin tadına bakma, her şeyden bilgi sahibi olma hastalığı. Oysa ki biz insanoğlu belli kurallar belli bedeller doğrultusunda yaratılmış bir beden, bir et yığını. Kimine göre maneviyat, kimine göre bilim…

Esen Kalın
Osman Ali KACAR

Ayaz Ata;
(Özbekçe: Ayoz Bobo veya Ayaz Ota, Kırgızca: Аяз Ата, Kazakça: Аяз Ата), Türk, Altay ve Orta Asya mitolojilerinde, özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda Soğuk Tanrısı. Noel Baba ile de özdeşleşmiş durumdadır. Ayas Han olarak da bilinir. Ay ışığından yaratılmıştır. Soğuk havaya neden olur. “Ak Ayas” olarak adı geçer. Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan soğuk hava üfler. Böylece kış gelir. Ayaz, tüm Türk coğrafyasında yakıcı soğuk anlamına gelir ki, Ay’ın gökte rahatlıkla görüldüğü açık havalarda meydana geldiği için Ay Tanrısı’nın (veya ona bağlı Ayas Han’ın) gönderdiği düşünülmüştür. Bir tür Noel Baba olarak düşünülebilir. Hatta Kazaklarda birebir Noel Baba ile özdeşleşmiştir. Kimi kültürlerde kışın soğukta ortaya çıkan ve kimsesizlere, açlara yardım eden bir evliyadır. Hristiyan azizi olduğu yönünde görüşler de vardır. Fakat etimoloji ve kültürel olarak Türk kültüründe zaten var bulunan bir kişilik olduğu kesindir. Kimi görüşlere göre Ayas Han ile aynı kişidir. Kazaklarda kışın karşılanması ile ilgili olarak Soğumbası isimli bir eğlence bulunmaktadır. İlk karın yağması ve ilk soğuğun vurması ile kutlanan bayramdır. Bu bayramla bir ilgisi olması muhtemeldir. Azerbaycan Türkçesi Şahta Ata “Şaxta Baba” sözcüğü de yine birebir çeviriyle “Soyuk Ata” veya Ayaz Ata anlamına gelir. Özbekçe’de Şahta (Shaxta, Şaxta) sözcüğünün ocak manasına gelmesi ise kelimenin anlamı açısından dikkat çekicidir.

Yılbaşı değil Nardugan Bayramı

Ünlü Sümerolog Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ da kadim Türkler’in yılbaşını değil Nardugan Bayramı’nı kutladıklarını dile getirerek şunları söyledi: “Türkler, güneşin zaferini ve yeniden doğuşunu, büyük şenliklerle ‘Akçam Ağacı’ altında kutlardı. Nardugan olarak bilinen bu bayram, Hunlar tarafından Avrupa’ya taşındı. Hristiyanlar, Nardugan törenini İsa’nın doğumuyla ilişkilendirip Noel adıyla kutlamaya başladı.”

Dünyanın en önemli Sümerologlarından olan 101 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ, yılbaşı ve Noel Baba’nın Türk geleneklerindeki yerini anlattı.

Mersin Üniversitesi Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (MERKAM) davetlisi olarak öğrencilerle söyleşide buluşan Çığ, Türklerde yılbaşı geleneklerini anlattı. Yılbaşı kutlamalarının, Türklerin İslamiyet öncesi dönemdeki geleneklerinden geldiğini ifade eden Çığ, bu konudaki araştırmasının daha önce de açıkladığı sonuçları ile ilgili şunları söyledi:

“Eski Türklerde, gökyüzü tanrısal bir güç olarak kabul edilirdi. Geceyle gündüz kavga halindeydi. 21 Aralık tarihinin ardından günlerin uzamaya başlaması, kutsal kabul edilen güneşin kavgayı kazandığı gün olarak kabul edilir ve bunun için şenlikler düzenlenirdi. Bu kutlamalarda ‘Akçam’ denilen çam dalı kullanılır, o çam dalının altına, Tanrı iyi insanlara iyi şeyler sunduğu için, hediyeler konulurdu. Tanrı gelecek yıl iyi şeyler versin diye de, o çam dalına iyi dilekleri simgeleyen bezler, süsler bağlanırdı. O gün aileler bir araya gelir, yemekler yapılır, yenir, şarkılar söylenip, dans edilirdi.”

Noel Baba’nın da yine Türk geleneğinden günümüze geldiğini belirten Çığ, “Bugün Noel Baba olarak kabul edilen yaşlı adamın, gökyüzü tanrısının kötü kardeşi yeryüzü tanrısı olduğuna inanılır. 22 Aralık’ta onun bile iyi olmaya karar vererek, kapı kapı dolaşıp hediyeler verdiği düşünülürdü. Noel Baba’nın kıyafetleri tıpkı Türk geleneklerindeki kıyafetleri yansıtır. Bu adet, Hunlarla birlikte Avrupa’ya, Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte Hıristiyanlara geçti. Yılbaşı kutlama geleneği, 325 yılında alınan bir kararla Hz. İsa’yı anmak için kullanılmaya başlanmıştır” diye konuştu.

Hacettepe Üniversitesi Türk Halk Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu bu konu hakkında şunları söylemiş.

‘Yel Ana’ deniyordu. “Eski Türk mitolojisinde yel (rüzgar) evreni yürütücü, oluşturucu bir güç, tanrı-tanrıça veya bunlara denk bir ruh olarak yorumlanır. Ayaz (Ayas) ise Türk dünyası kültür ekolojisinin her yerinde keskin yakıcı soğuk anlamına gelir. Ayazın oluşumu Ülker burcuyla ilişkilendirilir. Efsaneye göre, Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan yeryüzüne soğuk hava üfler ve havalar soğuyup kış olur. Bu bağlamda, Ayaz Ata Türk mitolojisinde önemli bir yere sahiptir. İnanışa göre Ayaz Han soğuk tanrısıdır. Soğukta, darda kalanlara yardım edip onlara kut yani iyi ve güzel baht verir.

Ayaz Ata tarihi geçmişi 10 bin yıla uzanan proto Türk topluluklarında Yel Ana olarak anılırdı. Çünkü o dönemki Türkler ana erkil bir topluluktu. Ataerkil dönemle birlikte Yel Ana’ya Yel Ata denilmeye başlandı. Zaman içerisinde Ayaz Ata ismi verildi.”

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nden Prof. Dr. Nurullah Çetin bakın bu konu hakkında neler söylemiş.

“Türkler’in yeniden doğuş bayramı Nardugan’dır. Nar; güneş, dugan ise doğan güneş anlamına gelir. İslam öncesi eski Türk inanç ve kültürüne göre dünyanın tam ortasında hayat ağacı olan bir Akçam vardır. Gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gündüz, geceyi yenmiş yani Güneş zafer kazanmış olur. Zira gece karanlık kötü, gündüz aydınlık iyidir. Türkler tanrı Ülgen’e teşekkür bağlamında Akçam ağacı altında şarkılar söyleyip kutlama yapardı. Akçam ağacının dallarına Tanrıdan dilekler asılır, altına da hediyeler konulurdu.”

Bununla ilgili araştırmalar ve konuşmalar sürmektedir. Biz bilmiyorsak kendimiz eğer biliyorsak çocuklarımıza Türk Atası Ayaz Ata’yı öğretelim.

Esen Kalın

Zaman

Zaman, göreceli bir kavramdır. Zaman içinde olduğumuz üç mekân ve bir zaman boyutlu uzay zamanın soyut olan boyutu olarak da kabul edilir. Aristo’ya göre zaman hareket eseri ortaya çıkmıştır o halde zaman hareketin ürünüdür.

Bazen istesek de istemesek de bazı şeyleri zamana bırakmak zorunda kalırız. Hedeflediğimiz bir proje için gecikmeler yaşandığında zamana bırakırız, sevdiğimiz ile bir sorun yaşadığımızda zamana bırakırız. Hep derler zaman herşeyin ilacı nasipse olur nasip değilse olmaz. İşte bu söylemler hep kaderci bakışın ürünüdür aslında isteyerek veya istemeyerek bir çok şeyi zamana değil kaderimize terketmiş oluruz.

Kaderci bakış üretmeyi engeller, sevmeyi engeller, ideoloiyi engeller ve insanı içine kapanık monoton bir hayatın içine sokar.

İşte bu konuyu bir şiir ile anlatmak gerekirse ;

Nedense hep zamana bırakıyoruz kimi şeyleri
Sanki zaman o şeyler için kutsal bir mabetmiş gibi
Sadece bırakıyoruz ama sonrası hiç yok sonra
Göle maya çalmak gibi bir şeymiş oysa ya tutarsa
Zaman hiçbir zaman hiçbir şeyi geri vermez insana
Zar zor hatırlayabildiğin çocukluğunu mesela
Ya da o hovardalıklarla geçirdiğin gençliğini
O yaşlardaki başına buyruk delice benliğini
Zaman hiçbir zaman hiçbir şeyi geri vermez insana
Gece yarıları kaçan uykuların gibi mesela
Mesela bırakmak zorunda kaldığın sevgili gibi
Mesela onunla zamana gömdüğün hislerin gibi
Zaman hiçbir zaman hiçbir şeyi geri vermez insana
O delicesine bağıramadığın gibi sokakta
Al kır demez mesela o kıramadığın camları
Ya da al tekrar dik demez sana o kırdığın çamları
Zaman bitirdiğin hiçbir aşkı da geri vermez sana
Çünkü zaman çok nadir kapatır gözlerini insana
Hadi koş demez sana yalınayak aşkın ortasını
Ya da dur bak geçtin demez sana hiç ömrün yarısını
Yani zaman, o şeyler için kutsal bir mabetmiş gibi
Biz neden hep zamana bırakıyoruz kimi şeyleri
“Nusret Gören”

Esen Kalın
Osman Ali KACAR

Gülmek

Neden Gülüyoruz ;

Neden güldüğümüzü öğrenmek için öncelikle kendimizi tanımlamalıyız. İnsan tüm canlılardan farklı olarak duygulara ve akla sahiptir. İnsan Sosyaldir. İnsan sahip olduğu bu özelliklerle gülebildiği için farklıdır.

Gülmek özgürlüktür. Herşeye rağmen, herkese rağmen gülebilmek umuttur.

Aklımızla güleriz. Aklımızın güldüğüne duygularımız katılmasa da güleriz. Akıllı gülme için çok düşünmek gerekir. Düşündükçe güleriz akıllı akıllı.

Gülmek ömrü uzatır. Güleriz katıla katıla içimiz kan ağlasa da, güleriz. Çünkü içimizin kan ağladığını belli etmemek için gülücükler ile kamufle ederiz onu ağlarız ama güleriz.

Coşku ile güleriz, sevincimizi herkes görsün duysun diye dünyayı unutarak güleriz. Kahkahalarımız çınlatır etrafı, öyle seviniriz ki gülerken bir yandan da ağlarız.

Duygularımız ile güleriz. Karşımızdakinin anlatıklarını dinlerken küçümseyerek güleriz. Öfkeden kudurarak güleriz. Çok sinirlenince gergin gergin güleriz.

Düşene güleriz. Gülmemek için kendimizi ne kadar engellemeye çalışsakta yine güleriz. Bazen avatarlarla güleriz olan bitene.

Aslında herşeye gülebiliriz. Gülmek için azıcık hayal gücü yeter. Olmayacak bir şeyi olmayacak bir yerde hayal edip yine güleriz.

Gülmek özgürlüktür, yaşamaktır, direnmektir. Her şeye rağmen, herkese rağmen gülebilmek umuttur.

Gülmemek için hiçbir neden yok. Bir avuç gülücük gönderiyorum,

Umudunu yitirenlere…

Esen Kalın

Başarmak

Bazı kavramlar vardır;

Öncelik, Sorumluluk, Samimiyet, Disiplin, Odaklanmak = Başarı

Odaklanmak, başarının ön koşuludur.

Samimiyet; İnsanın kendi olmasıdır, içindeki temizliğin dışa yansımasıdır karşıdakine kolaylıkla içine dökebilecek güvendir aslında bir çok duygunun birleşiminde kurulan bina gibidir, malzemeden çalarsan o kadar çabuk yıkılır. Haddini bilme sınırını bilemeyen samimi değildir.

Sorumluluklar; Sorumlulukların proje ekibi ile paylaşılması projedeki sorumluluk dağılımının iyi anlaşılması önceliğin sağlanması, işlerin daha düzgün yürütülmesini sağlar.

Öncelikler; Herkesin önceliği farklı tabi ! Sonraki işler önce yapılması gereken işlerin önüne geçerse, bahane üretmeye başlarız, yalan söyleriz, sözümüzü tutamayız. Dolayısı ile samimiyet, iş trafiği bozulur ve kazalar meydana gelir. Bu da kişilik ehliyetinin sorgulanmasını gerektirir.

Başarının arkasındaki gizli anahtar da lider olmalı ve iyi bir lider olabilmek için bunların hepsinin düzgün bilinmesi gerekli.  Tertemiz olmalı, açık parlak, net, berrak, arı gibi olmalı.

Disiplin hava, su, gıda gibi olmalı asla bozulmamalı.

Kurumsallık ve başarı için bunlar şart. Taviz girerse hastalıklı hücre gibi büyür gider.

Başarmamak için hiçbir neden yok.

 

Esen Kalın

Osman Ali KACAR