Pratik Bankacılık

Türkiye Ekonomi Bankası Pratik Bankacılığı ;

Bu gün tesadüfen karşılaşıp merakla içini süzmüş olduğum, sanki ömründe hiç makina görmemiş birisi gibi davranıp ve kişilik olarakta meraklı olmamdan kaynaklı kendi hislerime yenik düşdüğüm bir olay yaşadım.

Yaklaşık öğle saatlerinde, aradan önce yetişebilmek adına müşterimle beraber gitmiş olduğum Teb Bankasından içeriye girdim. Sol tarafımızda güvenlik görevlisi ve bir danışman oturuyordu. Müşterim usulca yaklaşarak görevliye “Efendim. Kredi kartımın şifresini bloke ettim. Acil para çekmem ve ödeme yapmam gerekiyor. Bunun için ne yapmalıyım.” diye sordu. Ben bu arada numaratörden sıra almak için yöneldiğimde müşterimi buyrun deyip bir odaya kapattıklarını gördüm. İçimden merakla “Noluyoruz!” dedim. Lakin biraz ilerleyip içeriye doğru baktığımda ne göreyim;

Ortada 1 adet döner ultra luks tabure,

Taburenin hemen önünde dokunmatik bir bilgilendirici ve yönlendirici ekran,

Ekranın hemen üzerinde kimliğinizi okuyacak kamera,

Kameranın hemen yanına döküman tarayıcı,

Döküman tarayıcının hemen altında 1 adet joyistik.

Hemen karşınıza baktığınızda 17″ büyüklüğünde ekran ve ekranın içerisinde birebir sizi gören canlı canlı müşteri temsilcisi. Chat odası gibi 🙂

Hemen sağa geçtiğinizde para yatırmak için para girişi onun hemen solunda para çekmek için para çıkışı onun hemen üzerinde karşı tarada anlık evrak göndermek için A4 büyüklüğünde döküman girişi, kart okuyucu vb saymakla bitmeyen özellikleri… Şer….m benim aklıma gelmişti. 🙂

Teb1Teb2

Geçen sene nisan aylarında Teb ve Fujitsu Siemens’in güçlerini birleştirip yüzde yüz Türk mühendislerin geliştirmiş olduğu bu sistem (Sanal Vezne Makinesi VTM) bankacılık sistemine ışık tutar cinsten. Çok yaygın olmasa da verimliliği artırmak için ülkemizin böyle teknolojileri kendisinin üretmesine ihtiyaç varken Teb Bankası’nda böyle bir şeyi görüp bir de tamamen yerli olduğunu öğrenince yazmadan edemedim.

Her ne kadar bu bankayı kullanmasam da girişimlere destek verdiğini biliyor ve bu tarz teknolojiler beni bu bankayı kullanmaya itiyor. Biz seyyahlar gördüğünü yazan ve okuyan insanlarız. Bir seyyah olarak geleceği konum olarak Türkiye’nin daha ileride olması gerektiği şeklinde okuyor ve bunu bu şekilde buraya yazıyorum.

Merak Edenler İçin Buyrun Youtube Linki ;

Tanıtım Reklamı

Teşekkürler

Osman Ali KACAR

KARTAL İLE SERÇE

Kartal ile serçenin hikayesine başlamadan önce bu yazının motivasyon amaçlı yazıldığını belirtmek isterim. Yazım tarzı biraz basit gelebilir fakat hikayenin konusuna odaklanmanın daha doğru olacağı kanısındayım.

Günlerden bir gün kendine has karakteri ve inadı olan bir adam varmış, kendini ne biliyorsa doğru ne biliyorsa haklı sanırmış. Arkadaşları ile tartıştığı ve bağrıştığı bir gün konu dönmüş dolaşmış rızık çalışmaktan mıdır? Yoksa tanrıdan mıdır? (bundan sonra  Türkçesi azık olarak anacağız) konusuna gelmiş.

Rızık, İslam İnancına Göre Türkçe Anlamı (Azık) : Her insana tanrı tarafından ayrıldığına inanılan, yaşaması ve doyması için gerekli maddi şeyler bütünüdür.

Yine bağırmış çağırmış evirmiş çevirmiş yine kendi bildiğini okumuş. O akşam evine dönerken iki kanadı kırık bir ayağı sakat bir serçe görmüş. İçinden fırsatın ayağına geldiğini düşünerek bakalım tanrı küçücük serçeye bile azık bahşedecek mi diyerek beklemeye koyulmuş. Tam hava kararmak üzereyken serçenin gagasının tam önüne bir parça et düşmüş ve adam şaşkınlık içerisinde gökyüzüne bakarak görmüş ki hayatının devamına yani yeni bir 40 yıla karar vermiş gagaları parıl parıl pençeleri sivri ve kıvrak tüyleri rengarenk bir kartal (bu hikayeye bakınız) avını yakalamış sindirirken bir parça eti serçenin gagasının önüne düşürdüğünü görmüş. Serçe de gagasını birazcık uzatıp o eti yeyince adam demiş ki “aaa tamam denilenler doğruymuş, arkadaşlarım bu sefer haklıymış gerçekten de azık Tanrı’dan” diyerek eve gitmiş yatmış. 1 gün 2 gün 3 gün derken işe gitmez olmuş sonrasında eşi merak ederek neden işe gitmediğini neden her şeyi bıraktığını sormuş. Adam başından geçenleri bir bir eşine anlatarak azık’ın Tanrı’dan geldiğini ve bu yüzden sürekli yattığını çalışmadığını söylemiş. Eşi ikna edemez hale gelince arkadaşları gelmeye başlamış dediğim dedik bir kişilik olan adamı bir türlü vazgeçirememişler. Azık tanrıdan diyerek çalışsam da çalışmasam da azık tanrıdandır demiş. Eşi, işin içinden çıkamayınca köyün bir bilgesine başvurmuş. Bilge adam adama derdinin ne olduğunu sormuş ve bizim dediğim dedik başından geçen olayı bilge adama bir bir anlatmış. Çalışmaya gerek olmadığını ve nasıl olsa bir şekilde tanrının azık bahşettiğini söylemiş.

Uzun uzun dinleyen bilge adam sakin bir şekilde “evladım azıkın tanrıdan olduğunu çok iyi anlamışsın ama olayları çok yanlış yorumlamışsın.” Serçe azıkını nasıl arıyordu? Yerde durarak. Peki kartal nasıl arıyordu ? Gökyüzünde uçarak. İşte sende artık kararını ver hangisi olmak istediğine. Yerdeki serçe gibi mi? Yoksa yukarıda uçan kartal gibi mi? demiş.

Bu hikaye aslında hepimize aslında çok şey öğretiyor. Bilgenin, adamın karşısına koymuş olduğu seçim o kadar çok şey öğretiyor ki anlayabilene. Sevgili okurlar, biz hayatımızda o kadar çok yalnızız ki yanımızda sadece seçimlerimiz var ve her zaman seçimlerimiz olacak. İnsan sadece seçimleri ile yaşar seçimleri ile değerlendirilir ve öldükten sonra bile bu hayatta yapmış olduğu seçimleri ile değerlendirilir.

Hayatın her zaman doğru tarafında yer almak, işin kolayını değil zor olsa bile doğrusunu yapmak gerekir. Hangisinin doğru olduğunu da sokaktan, arkadaştan veya aileden öğrenemeyiz. İnsan deneyerek, çalışarak, uğraşarak, sıkıntıların üstesinden gelerek kendi alnının teriyle öğrenir. İnsan korkularına o kadar çok vakit ayırır ki, hayallerine vakit kalmaz. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü hiç önemli değil.

Olayın kalıp formulü : 100MilyarNöron * 50AdetKimyasal – Korkular = Başarının Başlangıcı

Bu formülü uygulayabilen ve doğru kullanabilen bu işi başarıyor.

Olmak istediğimiz yeri hayal edelim. Olmak istediğimiz yer kartalın olduğu yer, şimdiki yerimiz ise serçenin olduğu yer. Yapacaklar listemizdeki her şeyi yapmaya başladığımızda nerede olduğumuzun hiçbir önemi yok. Hepsini bir bir inşa etmeye devam etmeliyiz ve bundan sonra karşımıza çıkan herkese bir kartal olacağımızı söyleyeceğiz ve bu hikayeyi anlatacağız.

Bize inanıp inanmamaları hiç önemli değil! İnansalar da inanmasalar da kartalın yerinde olduğumuz o gün dağlar önümüzde diz çökecek, dalgalar daha sert vuracak ve dahası bizi seyretmek ve görebilmek için başlarını yukarıya kaldırmak zorunda kalacaklar.

Teşekkürler

Osman Ali KACAR

Bayramların Önemi

Milli ve dini farketmeksizin bu özel günlerin önemi büyüktür. Fikirleri, renkleri, dilleri farklı tüm organizmaların bir araya gelebildiği özel günlerdir bayramlar.

Bu özel günlerde amaç aynı amaç için bir araya gelebilmek, büyükleri ziyaret edebilmek, sevdiklerimizle güzel saatler geçirebilmek en güzeli ise küçüklerimizi sevindirebilmektir. Bu özel günlere özel hazırlıklar yapılır. Tatlılar hazırlanır, kaseler şekerler ile doldurulur, yeni elbiseler giyilmek için hazırlanır. O kadar çok fırsat var ki ; 😊

—> İslam Dini Bayramları;

  • Ramazan Bayramı
  • Kurban Bayramı (Hayvanlar için hep üzülürüm lakin emir böyle 🙂 )
  • Muharrem Ayları

—> Milli Türk Bayramları

  • Nevruz Bayramı
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
  • 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
  • 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
  • 30 Ağustos Zafer Bayramı
  • İstiklal Marşı dahil anma günleri vb…
  • 10 Kasım ve birçok yas günleri…

Günümüzde artık insanlar bu özel günlerde ziyaretler, mutlu buluşmalar yerine otellerde tatil yapmayı tercih ediyor.

Önümüzdeki bayramlarda hep birlikte bir arada sağlıkla, sıhhatle, mutlu, huzurlu ve ekonomik olarak refah nice bayramlar geçirmek dileğiyle bayramınızı kutlar ve esenlikler dilerim.

Osman Ali KACAR

İnsanlar Alemi

Bir insan size derin derin bakıp süzüyorsa, siz de onu gördüğünüz halde görmediğinizi düşünüp sürekli üstünüze başınıza bakıyorsa geçmişi geçmemiş olan insandır, bu yüzden gereksiz gizemleri ve her şeyi saklamak, bildirmemek, göstermemek gibi eksiklikleri vardır. Boşluk yakaladıkları anda dedikodunuzu yaparlar. O insanlara göre her insan güvensizdir. Size karşı sürekli hataları gereksiz abartı söylemleri vardır bu insanların. Düşüncesiz hareket ederler. Her insanın onun her yaptığını kıskandığını düşünürler. Gözleri derin derin bakarken kafalarında bin bir türlü düşünce döndürürler. Herkesi yenebileceklerini, basit oyunlar kurarak etkisi altına alabileceklerini düşünürler.  Bu arada keşkeler, belkiler filan derken geçer zamanları.

Mesela sizin seviyenize nasıl ulaşacağını planlarlar! Piksel piksel görürler etrafı. Bu yüzden aslında sorumlu olduğu işine hiç odaklanamazlar. Sürekli başarısızdırlar ve bir şey üretemezler. Beyinleri o kadar gereksiz şeylerle meşguldür ki kendini geliştirmek yerine bir başkalarını sürekli kıskanarak vaktini öldürürler. Aşırı ezik büyümüş ve bunu içinden atamamış zavallı insanlardır. Bu durumun farkında olmayan garip bakışlı ve başarısız kesimdir. Karşısındaki insanları etki altına almaya çalışırlar ve eğer ki sizin gözünüzün içine bakıyorlarsa sizden korkmadığını söylemek istiyorlardır,  ha siz bakmadan bakıyorlarsa sizin düşmanınızdır plan yapıyorlardır. Ona karşılık siz de onların ayaklarına bakarsanız eminim ki rahatsız olacaklardır çünkü beden dili yalan söylemez. Gözlerde…

Bu türler doğada tiroit ya da addison hastası olması muhtemel olan insanlardır. Kendilerini çok zeki sanırlar lakin bu insanlara dokunmadığınız için aslında sizin bunu anlamadığınızı düşünürler. İnsan beyninin onlara özgün olduğunu sanırlar ama unuttukları bir şey vardır bunu karşı taraf gardını almış bir yerlere sürekli not ediyordur.

Bu tür insanları kazanmak ve yönlendirmekte zordur. Geçmişin izlerini yok ederek, karmaşık düşünceleri içerisinde tabularını yıkarak hayata kazandırmak oldukça zordur. Kendi doğruları vardır ve inanılmaz bir özgüven gösterisi yaparlar etraflarına lakin yürekleri öyle değildir. Korkarlar ve bunu asla belli etmek istemezler. Çünkü kendileri ile barışamamış bu tür, zaafının belli olduğunu düşündüğünde alçalıp küçüleceklerini düşünür. Korku içlerini sarmış bunu bastırmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

Korku;  belirli bir ağrı veya tehdit olarak algılanan bir olay sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır ve bu istemsiz meydana gelen insan doğasıdır. Düşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, ‘ihtiyaç’ gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. Bu tür insanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir. İnsan kazanılmalıdır. Onları bu sorunları ile baş başa bırakmak yerine bu tür insanları kazanmak için gerek eğitimle, gerek maddi manevi destekle çaba gösterilmelidir. Zor da olsa bu başarılabilir. Devletimizin, milletimizin, ailelerimizin vatan ve milletine bağlı devlet, aile terbiyesi almış ruhu dinç ve sağlıklı bireylere ihtiyacı vardır. Her koşulda çabalayan dik duruşlu ve kararlı bir nesil tüm insanlığı iyilikleri ve yaptıkları ile kurtaracaktır.

Osman Pamukoğlu ; “Kararlılık; insanın inandığı şeyi, noktasına virgülüne kadar gerçekleştirmesidir. İnsan düşlerse yaratabilir, karşısına çıkan engeller ise kendi sınırları, çelişen fikirleri ve zayıflığından kaynaklanır. İnsanın dünyası kendisinin aynasıdır. Tohum da harman da kendisidir. Gökler fırtına bulutlarıyla dolu. Sendelemek, diz çökmek, yorulmak ve zayıf düşmek yok. Kabına sığmaz insanlar olun; kazanmaktan başka bir şey düşünmeyin. Kesin kararlı ve inançlı olarak yürüyün, bütün yüksekliklerin eğildiğini göreceksiniz. Hayat demek mücadele demektir. Mücadeleden zevk alın. Mücadele, faaliyet, hareket, yol alma demektir. Hayat, karar ve eylemdir.”

Unutmayın, bütün güzel şeyler insanlığı kurtarmakla başlar…

Osman Ali KACAR

Bireysel Görüş Yazısı

Kara Fatma

Mustafa Kemal tam Ankara’ya gitmek üzere yola çıkacaktı ki karşısına bi kadın dikildi.
Esmerdi.
Kara kaşlı kara gözlüydü.
Simsiyah elbise giymişti.
Simsiyah pantalon giymişti.
Çizmeleri simsiyahtı.
Kemerinde siyah kama vardı.
Kamçısı simsiyahtı.
Atı bile simsiyahtı.
34 yaşındaydı. Erzurumlu’ydu. Binbaşı eşini Sarıkamış’ta kaybetmişti.

Erzurum kongresinde den getirememiş, üç gün at sürerek Sivas kongresine gelmiş, yolunu gözleyip Mustafa Kemal’in karşısına dikilmişti.

“At binerim, silah atarım, bana iş ver” demişti.

Fatma Seher’di.
Tarihi sıfatını Mustafa Kemal taktı. “Keşke bütün kadınlar senin gibi olsa Kara Fatma” dedi!

Elinin hamuruyla erkek işine karışmasın filan gibi cinsiyetçi yaklaşımlar, Mustafa Kemal’in ciddiye bile almadığı kavramlardı. Kadının insandan bile sayılmadığı dönemlerdi ama, Mustafa Kemal için kadın veya erkek ayrımı yoktu. yürek var mı, ona bakıyordu.

Kendi elyazısıyla görev pusulası yazdı, imzaladı. “İstanbul’a git, Üsküdarlı Kuvvacı albay Neşet beyi bul, bu pusulayı ona ver” dedi.

Gitti, buldu… Pusulayı okuyan Neşet beyin yönlendirmesiyle İzmit bölgesinde görevlendirildi. Aralarında kendi kızınında bulunduğu 15 kadınla milis müfrezesi kurdu. İki ay geçti, emrindekilerin sayısı 700’e yaklaşmıştı. 43’ü kadın, 600 küsür erkeğin komutanıydı.

Sadece kara gözlü değildi.
Gözükara’ydı.

İnönü’de, Sakarya’da çarpıştı.
Yanındaki kadınların 28’i şehit düştü.
Kızı elinden vuruldu, iki parmağı koptu.
Kendisi de sağ kolundan yaralandı.
Bir ara cephane sandıklarını naklederken yakalandı, esir düştü, 19 gün işkence gördü, kaçmayı başardı.
Büyük Taarruz’a katıldı.
9 Eylül’de İzmir’e giren süvarilerin arasındaydı.

Milis çavuşu rütbesiyle başladı.
Üsteğmen olarak emekliye ayrıldı.
İstiklal Madalyası aldı.

Maaş bağlanmasını kabul etmedi.
Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
Herhangi bir kişisel menfaat peşinde koşmadı, köşesine çekildi, izi kayboldu. Yıllar içinde dara düştüğü, kimseye haber vermediği, evsizlere yardım eden Galata’daki Rus manastırına sığındığı ortaya çıktı. Yalvar yakar zorla ikna edildi. Darülaceze’ye alındı.

*Kara Fatma’yı unutmayın.

Kaynak: Yılmaz Özdil – Mustafa Kemal

BAŞARININ SIRRI

#Pek çok konuda başarı, başarmanın ne kadar
vakit alacağını bilmeye bağlıdır.

Başarı, bir iş için gerekli enerjinin amaca en uygun biçimde, en ekonomik, en etkin olarak kullanılma becerisidir. Güç, insanın kaslarında değil ruhundadır.


#Hiç kuşkusuz ki geleceği dijital liderler şekillendirecek.
Gökler fırtına bulutlarıyla dolu, sendelemek, diz çökmek, yorulmak ve zayıf düşmek yok. Kabına sığmaz, kazanmaktan başka birşey düşünmeyen, kesin, kararlı ve inançlı yürüyen insanlar olursak bütün yüksekliklerin önümüzde eğildiğini göreceğiz. Başarı için mücadele etmek yollarda olmak demektir.

#Einstein’dan 10 Hayat Dersi
1. Merakınızın peşinden gidin
“Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım.”

  1. Azim paha biçilmezdir
    “Çok zeki olduğumdan değil sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum.”
  2. Bugüne odaklanın
    ” Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir.”

  3. Hayal gücü güç verir
    “Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin önizlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.”

  4. Hata yapın
    “Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir.”

  5. Anı yaşayın
    “Ben geleceği hiç düşünmem ne de olsa gelecektir.”

  6. Değer yaratın
    ” Başarılı olmaya değil değerli olmaya çalışın.”

  7. Farklı sonuçlar beklemeyin
    “Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek.”

  8. Bilgi deneyimden gelir
    ” Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir.”

  9. Kuralları öğrenin daha iyi oynayın
    ” Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz.”


#Ey Yüksek Türk ! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.
Başarma azmi içerisinde olan her kişinin ülküsü yükselmek ve ileriye gitmek olmalıdır. Bazı kavramlar vardır;

Öncelik, Sorumluluk, Samimiyet, Disiplin, Odaklanmak = Başarı

Odaklanmak, başarının ön koşuludur.

Samimiyet; İnsanın kendi olmasıdır, içindeki temizliğin dışa yansımasıdır karşıdakine kolaylıkla içine dökebilecek güvendir aslında bir çok duygunun birleşiminde kurulan bina gibidir, malzemeden çalarsan o kadar çabuk yıkılır. Haddini bilme sınırını bilemeyen samimi değildir.

Sorumluluklar; Sorumlulukların proje ekibi ile paylaşılması projedeki sorumluluk dağılımının iyi anlaşılması önceliğin sağlanması, işlerin daha düzgün yürütülmesini sağlar.

Öncelikler; Herkesin önceliği farklı tabi ! Sonraki işler önce yapılması gereken işlerin önüne geçerse, bahane üretmeye başlarız, yalan söyleriz, sözümüzü tutamayız. Dolayısı ile samimiyet, iş trafiği bozulur ve kazalar meydana gelir. Bu da kişilik ehliyetinin sorgulanmasını gerektirir.

#Güvenlik bir haktır, lüks değildir.
Çoğu insan para kazanmak suretiyle güvenliğini sağlayıp başardığını sanır. Para sadece özgürlük için kazanılacaksa, ona hiç sahip olamazsınız. Gerçek güvenlik, bilgi, deneyim ve yeteneğin bir arada olduğu birikimdir. Bunlar olmadan, para pratikte işe yaramaz. Başarmak ise bunların tamamıdır.

Esen Kalın

Ben Kimim ?

İnsanları hayatından hata yaptıkları için değil, umudun kalmadığı için çıkarırsın. Değişim cesaret ister! Ya korkularımız bize sahip olur ya da biz korkularımıza hükmederiz. Korkumu yenmiyorum ki. Savaşmıyorum çünkü. O zaman kaybederim. Korku insanı ayakta tutar. Eğer korkmazsak, insan kendini bırakır. Kontrolünü kaybeder. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek, dünyanın en büyük aptallığı. Güvenmek, kimin umurunda ki…

Herkesin senin hakkında bir fikri var. Tanımları, sıfatları, sözcükleri… Nasıl birisin, ne istiyorsun, neleri seversin, hayallerin nerede başlıyor, nerede bitiyor. Sen; birinin aşkısın, annenin kızı, babanın oğlu, başarılı, ezik, yetenekli, sünepe, güzel, çalışkan, merhametli, acımasız, kıskanç ya da sinsi. Başkalarının senin hakkında söylediklerini kendi gerçeğin sanabilirsin. Başkalarının hayallerini kendi hayallerin sandığın gibi. Gerçekte ne olduğunu sadece bir şekilde anlarsın: Seçim yapmak zorunda kaldığında. Ancak seçimlerin, sana ne olduğunu gösterir.

Herkes bilinmek ister. Bilinmek, görülmek, duyulmak, anlaşılmak. Her şeyi gören göz, kendini göremez. Kendini görmek için bir yansıma arar. Biri, bir şey karşımızda olmazsa, seslerimiz sonsuzlukta kaybolur gider. Hepimiz kim olduğumuzu, ne olduğumuzu anlamak için birini ararız. Eğer onu bulursanız bilin ki çok şanslısınız. Koluna yapışın ve sorun: Ben kimim?

Kim bir uçurumun kenarında açan menekşeyi alkışlar. Kim çok güzel doğdu diye ayı takdir eder. Ne menekşenin ne de ayın onaylanmaya ihtiyacı vardır. Biz kırda açan çiçek, gökteki ay değiliz. Bizi mağaradan çıkaran, uzaya gönderen ‘işini en iyi yap’ motivasyonu olamaz. Davut heykelini resmettiren, okyanusları aştıran, atomu parçalatan güç bilinme isteğidir. Herkes gizli bir hazinedir. Herkes bilinmek ister.
Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek. Bilgi, korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır, eğer sürekli bilgiye yönelik hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşemezsen deneyimleyemezsin, deneyimlemezsen değişemezsin, değişemezsen asla senleşemezsin. Ama bilgi sürekli değişir ve ancak deneyim seni güncelleyebilir.

Tanrı, çatlama cesareti gösteren her tohumda, gördüğünün ötesini hissetmek için acıyı göze alan her ruhta, deneme cesareti gösteren her düşüncede var olur. Korkusuzca ve doğallıkla kendini deneyimler. Çatlama cesareti gösteren tohumlar adına. İlahi bir işarettir bu. Bir çağrı. Hayatın boyunca o anı hatırlarsın. O andan sonra hayatın eskisi gibi olmaz. Herkes keyfine bakarken biz nefesimiz kesilene, bitap düşene, bayılana kadar çalışırız. Uyumayız, yemeyiz, gezemeyiz, yaşamayız. Bedenimizi, ruhumuzu, hayatımızı tutkularımıza adarız. Biz verdikçe o ister. Bencildir, kavgacıdır, serttir. Kendinden başka hiçbir şey istemeyecek kadar da kıskançtır. Senden her şeyini ister. Emeğini, zamanını, enerjini. Sende kanının son damlasına kadar şehvetle, istekle verirsin. Her şeyi yaparsın. Bu acayip bir tutku. Bu fena halde hastalık. Mükemmeliyet, en iyi olma hastalığı, hata kabul etmeme, en iyisini başarma, dünyadaki her şeyin tadına bakma, her şeyden bilgi sahibi olma hastalığı. Oysa ki biz insanoğlu belli kurallar belli bedeller doğrultusunda yaratılmış bir beden, bir et yığını. Kimine göre maneviyat, kimine göre bilim…

Esen Kalın
Osman Ali KACAR